30 Temmuz 2010 Cuma

Geçen Yıldan Fark Ne?


Galatasaray sezon öncesi hazırlıklarında iyi bir takım olmadığını göstermişti. Bunu 13-15 tane gol attığı takımlara 3-5 tane atmasına sevinmeleri, Rijkaard'ın iyi bir performans gösterdiklerini söylemesi ve medyanın yönetim desteği ile şişirmelerini görmüştük. 2 ay sürdü tabi doğal olarak bu yalanlar, gerçek maçlar başlayınca kel görünecekti.

Dün akşam 2-0 öne geçen takımının skoru koruması için oyuncu değişikliği yapan Rijkaard'ı mı suçlasak, taraftarın sevdiği futbolcuları ve yöneticileri kendi saltanatları için yok eden yönetimi mi, profesyonel olduğunu iddia etseler de artık profesyonel şekilde iyi futbol oynayamadığını kabul etmeyerek bu takıma zarar verenleri mi suçlayalım?

Yönetim bu yıl doğru düzgün yani takımın elindekilerden daha iyi derecede 1 tane oyuncu almadı. Sayın başkanımız "aldığımız yerli oyuncularımıza kimse bakmıyor onlar gelecek vaat ediyor ve 5 tane yabancı alacağız" daha diyerek yine destek istemişti. Daha sonra sinemasal şeylerle, saçma sapan formaları çok sattırarak hakaret gibi teşekkür yazısı yayınladılar. Akşam sahada hiç benim takımım varmış gibi hissedemedim. O mercan dedikleri forma fikrini bulan adama, bütün gün pembe giydirip gezdirilmelidir.

Bunun yanında Serdar Özkan'ı alıp Keita'yı gönderen zihniyete, Servet'i satalım diye ilk 11'de oynatan zihniyete, Arda da olmasa ne kadar rezillik yaratabilinirdi bize gösteren zihniyete, takımın ileride kalmasını sağlayan tek oyuncuyu çıkartıp Kewell'ı zoraki forvet oynatan zihniyete, Ayhan'dan medet uman zihniyete çok teşekkürler.

Bir de son söz, Sabri gerçekten Galatasaray'da ki en iyi futbollarından birini oynadı, onun önüne Serdar Özkan'ı koyarak ona hakaret edenlere yazıklar olsun...

29 Temmuz 2010 Perşembe

Futbol Adil Olsaydı


Dün akşam yine top yuvarlak, futbol adil değil, o olsaydı bu olsaydılık bir maç izlenildi. fenerbahçe tarihi farktan müthiş şekilde paçasını yırttı. Evet hepimiz biliyoruz fenerbahçe Türkiye'nin belki de en şanslı takımıdır. Fakat dün akşam herhalde bu olay son noktasına ulaşmıştı.

Maçın ilk dakikalarında başladı Young Boys atakları. Fakat fenerbahçe ani bir atakla golü buldu. Sonra değişen birşey yoktu Young Boys yine rakip sahada tek kale futbol oynadı. Çok fazla pozisyona girdiler, ama o kadar cömert harcadılar ki pozisyonları daha ilk yarı 5 gol atabilirlerdi. Daha sonra bir orta kafa gol ile durumu 1-1 e getirdiler. Yine fenerbahçe bir kontra atakla 2 pasta golü buldu. hani bir rüya gibiydi sürekli gol pozisyonlarından kurtuluyorlar, fakat tek atakta gole gidiyorlardı. Tabi Kazım yine yapacağını yaptı ve lüzumsuz bir kırmızı kart gördü, Avrupalı hakem bu takımın futbolcusunun şımarıklığını kaldırmaz.

İkinci yarı yine pek birşey değişmedi. Young Boys çok sayıda golü kaçırdı. Sürekli ataktaydılar, sürekli de pozisyona girdiler, hani son dakika Selçuk lüzumsuz penaltı yaptırmasa Galatasaray Young Boys olacaklardı. Fakat mucize gerçekleşmedi, yarı mucize ile yırttı fenerbahçe. Maç 8-2 bitse kimse şaşırmazdı.

Gelelim bu akşama. Haldun Üstünel son istifası ile kulüpten tamamen koptu. Galatasaray'da taraftarın ama hani yönetimden destek almayan gerçek taraftarın tepkisinin ne olacağı belirsiz. Adnan Polat iyice kötüye gidiyor, sportif başarı yok, laf çok icraat yok durumunda, artık gerekli düzelmeyi göstermesi lazım, yoksa kendi sonunu kendi hazırlar.

27 Temmuz 2010 Salı

Yeter Bu Forma Saçmalığı


Galatasaray bu akşam yeni formalarının tanıtımını yapacak. Malum somon formalar lansmandan önce düştü piyasaya, çekimlerini gizli yapmaya çalışsalar da Türk basını yine bir yasağı delerek bu olayın fotoğrafını çekti ve internete sızdırdı. Yeni formalara ilgi olacak mı, muhtemelen olacak çünkü Galatasaray taraftarını iyice sosyetik yapma yolunda atılan adımlar güçlü şekilde destekleniyor. Çünkü para, destekleyenler de olduğu için reklamını yapmak kolay oluyor.

Şimdi gelelim şu somon saçmalığına. Futbolcuların üstünde güzel gözükmüş, yok o kadar da kötü değil diyorlar formalar için. Bırakın allah aşkına yeter artık şu renklerden uzaklaştığınız. Önce turuncu ile başlattılar, sarı ile kırmızının karışımı dendi ve taraftara yedirildi. Daha sonra mor forma çıkardılar. Hikaye Galatlara gitti yok asalet dendi, artık yeni şeylere açık olmalıyız dendi. Bu yıl da somon adı altında pembe forma çıkartıldı. Yeter bu taraftarla dalga geçtiğiniz, yenilik yapacaksanız elinizdeki asil renklerle yapın, diğer renkleri asil diye Galatasaray'a yakıştırmayın. Galatasaray'ın asıl renkleri sarı ve kırmızıdır, 3. rengi ise siyahtır. Farklı renklerde formalar yapılabilir belki, evet farklılıktır ama üstünde sarı kırmızıyı hiç kullanmazsanız o forma Galatasaray Forması değildir. Gidip bu formaları resmi maçlarda giymeyin, stadlara gelenlerin Galatasaray'ın renkleri ile gelmesini sağlayın.

Ben mor bir Ali Sami Yen istemedim. Ben pembe bir Ali Sami Yen istemiyorum. Tasarım özürlü olduğunuzu farklı renkleri pazarlayarak kapatmaya çalışmayın. Bu zevksizliktir, bu Galatasaray'ın renklerinin asaletine yapılan hakarettir. Üstünde sarı kırmızı renk olmayan formaya Galatasaray Forması diyenlerin Galatasaraylılıklarını sorgularım. Tribünlere bakan futbolcuların hangi renkler için mücadele ettiğini görmesini isterim.

Geçen yıl mor formalarla stadı dolduranların halini gördük. 10 dakika tezahürat yapmaktan acizler. Çok duydum bu lafları; "o kadar para verdim ne bağıracağım". Evet yönetim toplayın bu adamları tribünlerimize, değiştirin takımımızın o güzel renklerini, medyayı kullanın ve başarısızlıklarınızı örtpas edin. Galatasaray'ın geleceği parlak falan değildir.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Ne Olacak Bizim Hücum Gücüne


Sezonun açılmasına 3 haftadan çok az bir süre kaldı. Takımlar hazırlıklarına devam ediyor. Beşiktaş sezonu 2 hafta erken açtı ve bu hafta ile Galatasaray ve fenerbahçe de sezonu açıyor. Bu yıl değişim sinyalleri veren fenerbahçe de Aykut Kocaman getirildi ve geçen seneki sistemdeki Daum aradan çıkartıldı. Galatasaray'da ise idmanların neredeyse tamamı basına ve taraftara kapatıldı, hazırlık maçlarında eskiden aynı ligin takımlarına 15-16 tane gol atılıyorken artık 4-5 gole farklı galibiyetler denmeye başladı. Taraftar durumu merak etmiyor olsa sanırım basına bu maçları da kapatmak lazım. Lütfen Türk basınının yalakalıklarını görmezden gelip, daha önceki yılları hatırlasak daha iyi olacak.

Bugün bahsi geçen konu Türkiye'deki takımların gol atma konusundaki beceriksizlikleri ve yıllardır kanayan bu yaranın göz göre göre tedavi edilememesidir.

Galatasaray her yıl yurt dışına kampa çıkar. Birkaç hafta çalışmadan sonra hazırlık maçları furyası başlardı. Tüm maçları TV'den izler acaba bu maç kaç gol atacaklar derdik, en çok gol atanı ertesi gün konuşurduk. Fakat yıllar geçtikçe oynanan takımların kalitesi değişmedi ama atılan gollerin sayısı bariz şekilde düşüş gösterdi. Şimdi bu durumu iki etmene bağlayabiliriz. Türk takımları gol atma özürlülüklerin de sınıf atladılar veya diğer seçenek amatör lig takımlarına karşı bile skoru garantileme mantığı işliyor. İki durum da birbirinden kötü, yok Rijkaard'mış yok Schuster'miş falan bunlar yalan olaylar. Türkiye'de ki futbolun durumu kötüye gidiyor. Yunanistan'ın başlattığı az gol yerim, tek atsam üstüne yatarım mantığını bizim kasaplar direkt kabullendi. Çünkü iyi paralar verilip getirilen kaliteli yabancı hücumcular, pek sayın herşeye itiraz edip, zavallı edebiyatı yapan anadolu kulüplerinin kasap ve cellat oyuncularına karşı mücadele ediyorlar. Türk hakemlerinden çok azı sert futbol ile anti-futbolu ayırt edebiliyor. Bu yüzden futbolun kalitesi git gide düşüyor, takımlar gol atma becerilerini de daha da kaybediyor. Bir takım, tüm maçı rakibin sahasında oynayarak, gol atamadan maçı bitiriyor. Bu nasıl iştir arkadaş, minimum 70 dakika rakibin sahasına çökmüşsün, gol atamıyorsun. Bu şanssızlık değil, bu forvetlerin gününde olmaması değil, bu beceriksizliktir.

Türkiye'de ben kendimi bildim bileli her takımın bir kaleci antrenörü vardır. Eski kalecilerin teknik direktörlük yaptığı yerde bile kaleci antrenörü vardır. Tamam, orta saha oyuncusu teknik direktörlük yaparsa diğer bölgelere rehberlik edebilir. Ama forvet ve savunma oyuncusunun teknik direktörlük yaptığı takımlarda, diğer bölgelerdeki oyuncular için tamamen yetersiz bir kadro vardır. Dediğim gibi eski kaleci teknik direktörse, forvete bu adam ne öğretebilir. Adam tüm futbol hayatını top kurtararak geçirmiş. Topa vurma eğilimi degaj yapmak veya yakınına pas atmak olarak geçirmiş. Bu durumda topa oyuncunun ayağının içinin tam olarak neresiyle vuracağını, dış falsoyu hangi oyuncuların ne kadar iyi verebileceğini veya köşelere şut atmanın nasıl olacağını anlatamaz. Bu yüzden teknik direktör suçlanamaz, çünkü adam bu konuların uzmanı değildir. Gol atmak öyle her babayiğidin harcı değildir. Özellikle en fazla çalışılması gereken unsurdur, çünkü golü atacak skoru belirleyecek kişiler forvetlerdir. Bu yüzden aslında onların özel hocaya ihtiyacı vardır. Mesela basketbolu düşünelim. NBA'de pivot oyuncular için genelde özel antrenör tutulur. Çünkü her takımın üstünden oyun kuracağı, skora ilk gitme yolu pivot üstündendir. Futbolda da bunun çok bir farkı yoktur, en ilerideki adamların özel eğitime ihtiyacı vardır, hele ki futbolun bu gidişatında iyice zorunluluk oldu bu olay.

Hep şikayet edilir yıllardır. Biz çok pozisyona girdik atamadık ama Avrupalı bulunca kaçırmıyor. Acaba niye? Birileri artık şu olayın farkına varsın! Avrupalı gol çalışıyor, hepsi bitirici vuruşların nasıl yapıldığına dair eğitiliyor, bizde ise herkes büyük golcü. 10 golü geçen kral oluyor, sonra büyük takıma giderek, rezil olup yok oluyor.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Yine Aynı Hikaye


Bir varmış bir yokmuş. Sibiryanın insan yaşamaz yerinden türeyen bir millet varmış. Yıllarca gezmiş gezmiş durmuşlar. Yıllarca savaşmışlar, öldürmüş ölmüş, yer değiştirmişler. Yolculuktan yerleşikliğe, öldürenden dövene, ölenden ezilene şeklinde değişimlere uğramışlar. En bilinen ülkesini Anadoluya ve Avrupa'da küçük bir kıta parçasına kurmuşlar. Daha sonra dünyaya ayak uydurup başlamışlar biz de yapalım biz de yapalım demeye. Bu adaptasyonlardan biri de futboldur.

Futbol Türk ülkesine girdikten sonra basit bir oyun olması ve her kesimden insana hitap edebilmesi ile belli birkaç aşamayı yaşadıktan sonra, ülkenin en ön planındaki olayı olup durmuş. Yıllar geçmiş, dünya değişmiş, futbol değişmiş ama Türklerin futbola bakış açıları pek değişmemiştir. Rekabet etmeyi, dostluğa her daim değişecek genleri taşıyan bu millet, iki tane sivri rakip çıkarmış. Bu rakiplerinin birinin ismi Galatasaray, diğerinin ismi fenerbahçe olmuş. Önceleri olay eğlence, spor olarak görülürken, yıllar geçtikçe içindeki dürtülerini kontrol edemeyen bu millet, iç savaşa gidecek duruma getirmiştir bu rekabeti. Evet Galatasaray ve fenerbahçe rekabeti günümüzde bir spor rekabetinden çok ötedir. Belli başlı değişmezleri vardır ve gerek rantçılar, gerekse polyanna'cılar bu rekabetin dostluk ve kardeşlik içinde olabileceği mesajını vermekten geride kalmamışlardır.

Bugün bu iki takım taraftarı grup olarak karşılaştığında, olayların kaçınılmaz olduğunu herkes biliyor. Bu insanlar arasında dostluklar da vardır elbette ama genel anlamda iki grupta birbirini hiç sevmiyor. Söz konusu futbol olduğunda siyaset, açlık, yoksulluk yalan oluyor. İki kişi bu rekabete ayak uydurmuşsa, her şeyi unutabiliyor. Bu iki takım arasında maç olduğunda da iki takımın futbolcuları da bir anda kendini kaybedebiliyor. Hatta rakip taraftarlar bile bu iki takımın rekabetini kıskanıyor ve bir yerde konusu geçse, tutmadıkları takımlar hakkında atıp tutuyorlar.

Bu rekabette ara sıra değişen dengeler olsa da son yıllarda artık değişmeyen durumlar söz konusu olmaya başladı. Galatasaray dünyanın en iyi takımları sıralamasında 1. liğe yükselme başarısı gösterebilse de bu başarıyı fenerbahçe üstünde hiç gösterememiştir. Yine fenerbahçe en kötü zamanlarını yaşadığı anlarda bile Galatasaray karşısında bir anda dünyanın en iyi takımı olabilmektedir.

Son yıllarda yapılan maçlarda iki takımın da üstün olduğu maçlar oldu. Fakat genelde futbol olarak Galatasaray üstünlük kursa da gol atmaya gelince Galatasaray, bu konuda beceriksizlik abidesi, fenerbahçe oyuncuları ise 50 milyon €'luk golcülere taş çıkartacak kabiliyete sahip oluyorlar. Bu niye böyledir, nasıl böyledir bilinmez. Gerçekten iyi bir tez konusu olabilir.

Hikayenin kalanı ise normaline uygun olarak gelişti. Daha önceki yazılarımda da dedim ki Galatasaray çok pozisyona girer ama fenerbahçe 1-0 kazanır. Eh yorum sizlerin. Dün akşam yine bir hazırlık maçından çok başka olaylar vardı. Her faule itirazlar, her sertlik anında kavgalar, tribünlerde olmayacak işler ve müthiş bir maç sonu stadyum çıkışı. Evet derbi şanına layıktı. Hakeme tamamen hak ettiği sarı kartı hak etmediğini söylemek için üstüne yürümese, Selçuk atılmayacaktı. fenerbahçeli oyuncuların bu şekilde kırmızı kart göreceğini hiç aklımdan geçirmezdim bunu da yaptılar. İtiraz etmekten kırmızı kartın böylesi de oldu. İkinci yarı rakip sahaya geçmeyen fenerbahçe yine yunanistanı oynadı. Galatasaray yine kale önlerinden, direklerden, beceriksizlikten golü bulamadı. Santosun düşe kalka attığı gol maçın sonucunu belirledi. Reijkard'ın dehası, rakip sahaya geçmeyen takıma karşı, pivot forvetini oyundan alarak, gol bulmak üstüneydi. Ama bunu bir program kodlamada girse makine hata verir. Maalesef yanında yalandan duran adamlar veremedi demek ki hata. Mehmet Batdal çıktı Emre Çolak girdi.

Galatasaraylılar bari burada yenelim dediler ama olmayacağı belliydi. Sezon öncesi bu iki takımın da durumunu belirlemek için bu maçı kimse kıstas almasın, saçma olur. Bu iki takım arasındaki maç asla gerçekleri yansıtmaz, çünkü olay çok farklıdır.

Sonuç olarak; Serdar Özkan olmamış, Musa Çağıran çok heyecanlı, Ali Turan rönesans coğrafi keşiflerinde gibi, Sabri kırk yılın başı isabetli ortalar açtı, yazık oldu, Arda pas yapmaktan gol atmayı unutsa da sahanın en iyisiydi, Gökhan Zan'ın bu takımda ne işi var, Serkan Kurtuluş'un suçu ne niye sol bekte, Cana madem bu halde, oynatmayın arkadaş, Sarp gerileme dönemine devam ediyor, Mehmet Batdal'ı eğitirlerse çok büyük bir yıldız transferi olmuş...

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Fikstür Belli Oldu


Yeni sezonda kim kiminle ne yapacak durumu belli oldu. Bu yıl derbilerin haftaları önceden belirlendi ve üstüne yerleştirildi. 5,9 ve 14. haftalar olarak belirlendi. Sanırım Lig TV böyle olacak dedi ve oldu. Ayrıca 3 büyükler aynı hafta ev sahibi olamayacak, İBB ile Kasımpaşa yine aynı durumda, olay Ankara takımlarına da etki etti. Yine belli başlı şeyler değişmedi. Hani bu kadar istisna da yazı tura atılsa geçerli olmaz. Galatasaray'ın Kadıköy yolculuğu yine ilk yarıya ve yine 6 ile 11. haftalar arasına denk gelebildi. Müthiş bir istisnalar zinciri mi gidiyor bilinmez.

5. Hafta ilk derbi fenerbahçe ile beşiktaş arasında oynanacak. Bu yıl kaliteli transferler yapan, dünya çapında bilinen(ama kalitesine laf edilebilir) bir teknik direktör getirdiler. İddialılar ve fikstürleri 5. haftaya kadar çok zorlu maçlara sahip değil, rakibinin karşısına 4 galibiyetle çıkabilirler eğer kimyayı tuttururlarsa. fenerbahçe de ise durum biraz daha ilginç olacak. Çünkü seyircisi ile ilk maçına derbiyle çıkış yapacaklar. Bu onlar için tabi ki itici bir psikolojik unsur, ayrıca artık beşiktaş fobileri de yok. Yani güzel bir maç olacak.

Dünya çapında olduğu iddia edilse de Türkiye dışındaki kanalların pek sallamadığı derbimiz 9. hafta yine Kadıköy'de oynanacak. Pardon filmindeki 3'lünün her mahkemeye gittiklerinde bu sefer kesin beraat ümidi gibi Galatasaray tarafının da 10 yıldır süre gelen "bu yıl yeneceğiz artık, takım bugüne kadar hiç bu kadar iyi olmamıştı." diyerek bir ümit gidiliyor. Sonra yine filmden alıntı olsun gerisin geri geliyorlar. Değişen birşey olur mu, seri devam mı eder? Öğrenmek için 3 ay beklememiz gerekiyor.

Pek değişikliğe uğramayan diğer özelliklerden de beşiktaş, yine ilk yarı Ali Sami Yen'e geliyor ve 6 yıldır beşiktaş Sami Yen'de boyun eğip dönüyor evine. Bu cephede neler olur bu yıl bilinmez ama son iki yıldır savunması ile çok ön plana çıkan beşiktaş son iki mecidiyeköy macerasında 7 gol yedi. Bakalım kaderlerine yine razı mı olacaklar?

Bunun harici Galatasaray'ın ilk ev sahibi olduğu maç şampiyon ile olacak. Geçen yıl galip gelemediği rakibine karşılık bu yıl sezon açılışını nasıl yapacak? Ülke futbol tarihindeki en büyük olaylara şahitlik etmiş stadyum 2010 yılı ile beraber tarihe gömülecek. Herhalde tüm camia için duygusal niteliği yüksek maçlar olacak içerideki maçlar.

Son bir dipnot. Lig 15 Ağustosta başlayacak olarak gözüküyor. Sağolsun ilgili federasyonumuzun resmi sitesinde yayınladığı programa göre tüm maçlar 15 Ağustos 13.30'da oynanacak olarak gözüküyor. Hade lan oradan diyenler tıklayabilir... . Ama asıl bomba tüm takımların 15 Ağustos'ta 13.30 da maç yaptığını düşünün. Bilim adamları denize bile girmeyin uyarısı yapıyorlar o anlar için, olay şaka gibidir...

Eh sloganı da verelim artık;

"Turkcell Süper Lig, artık başlasın."

Tüm fikstüre ulaşmak için tıklayınız...

20 Temmuz 2010 Salı

2/5 Pino Galatasaray'da


Yeni sezonun açılışına az bir süre kalan 5 yabancı diye diye gezen Galatasaray 2. yabancı transferini yaptı(umarım Kewell'ı da bu transferlerden sayarak bizi ağzımızın açılma derecesini ölçmek zorunda bırakmazlar). Genç bir oyuncu Pino, internetten takip edilebildiği kadarı ile ani çalımlar atabilen ve çalım atmayı seven bir görüntü ortaya koyuyor. Uzaktan şut atma kabileyetinin yanında benim dikkatimi çeken içeriye bakarak, düzgün ortalar açabiliyor. Galatasaray ki orta ile gol atmayı alışkanlık haline getirmeye çalışan bir takımdır. Ama buna rağmen Sabri takımın en çok orta yapan oyuncusudur. Eğer Pino ilk 11'e girerse, Sabri'den rica ederek topu alıp kendi ortalarsa daha çok gol bulabilir Galatasaray. Fakat Pino topu zorla almak isterse, Sabri iki ortayla onu vurarak kariyerini de bitirebilir bu noktaya dikkat etmek gerekir.

Galatasaray son hazırlıklarını yapıyor artık 9 gün sonra Ali Sami Yen'e çıkacaklar. Bu sene somon rengi altında yapılan forma saçmalığını, yine ilginç yöntemlerle satış patlamasına çevirirlerse, o zaman işte oha başkan diyeceğim. Forma resmen pembe. Turuncu, mor ve pembe, sırada birşey kaldı mı bilemiyorum artık. Takım yeni sezona acaba hazır mı göreceğiz 9 gün sonra. Çünkü yarın ki fenerbahçe maçı da bir kıstas sayılamaz. Çünkü zira rakip fenerbahçe. Bu bir deneme maçı değildir, sezon içinde veya kupa maçları dahil fenerbahçe ile yapılan maçlar Galatasaray'ın durumunu ortaya koyan maçlar değildir.

Genk'i yenerek 2 maçtaki rezaleti bir nebze unutan fenerbahçe daha moralli çıkacak Galatasaray'ın karşısına. Ama hala değişen çok birşey yok, Lugano yokken Galatasaray çok pozisyona girecek fakat maçı 1-0 kaybetme ihtimali yüksek gibi geliyor bana.

Son olarak Pino'nun resmi sitede orta saha çizgisi ile beraber, ileride her yerde oynayabileceğini söylüyordu. Biraz abartmışlar olayı sanırım, yani bu adamın mevkisi yok mu? Yıllardır her oyuncuyu başka yerlerde oynatarak adamlardan tam verim alınamıyor, umarım bu adam bildiği yerde oynatılır. Her an stoperde görebileceğimize dair içimdeki şüphe beni çıldırtıyor çünkü.

Yarın bakalım neler olacak? Totocu kupayı kim alacak?